29 Ağustos 2013 Perşembe

Lviv



Hep bildik yerlere gidiyoruz .Fransa,İtalya,İspanya dışında görülmesi gereken  farklı ve güzel ülkeler ,şehirler de var. Lviv de onlardan biri. Her ne kadar Ukrayna topraklarında olsa da aslında eski bir Polonya şehri. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Polonya'nın sınırları kaydırılınca bu kartpostal şehir ,Ukrayna sınırları içerisinde kalmış.



Zaten Ukrayna'nın adı da kötüye çıkmış.Malum bizim öküz erkek takımına Ukrayna de, gözleri parlasın.Ee şehrde sütün bacaklı,uzun boylu güzel kızların bol olduğunu görünce ağızlarının suları akıyor tabi..Demem o ki bu şehirde  güzel kadın ve güzel erkek (özellikle yazdım ki sadece kadın var sanmasın bizim denyolar) çok.



 Lviv',in en büyük özelliği tarihi bir şehir olması. Zaten şehir merkezi, Unesco'nun Dünya Kültür Mirası listesinde de yer alıyor. Şehir ,Ortaçağ  kokuyor.



Bu arada yukarıda gördüğünüz  Opera Binası  çok görkemli bir yapı.1897 yılından kalma.
Bu arada şehirde  müzik festivallerinin sayısı da giderek artıyormuş.
Kişisel notum ,bu eski komünist ülkelerinde  opera binaları nedense hep gösterişli ve güzel .
AKM 'nin yerine barok opera binası yapılacak ya, belki bunun bir çakması olur ha?


Katedraller görülmeye değer mimari yapıda.

 

Lviv'in  cafe ve pasta,kek  cenneti. Çaya da  düşkünler ,cafeler envaı çeşit çayla dolu ve ayrıca Lviv çikolatası oldukça ünlü.
Bir not daha inanılmaz bir votka tüketimi var,zaten Ukrayna votkası dünyanın en iyi votkasıdır. Ticari olmadığı için pek bilinmese de harbi votka içen bilir.
Kişisel notum, Prag yerine bu sefer Lviv 'e gidin.Üstelik Prag'dan daha ucuz.
Yazarın notu:Bu blogda  bildik gezelim görelim dünya  şehirleri yer almaz ,almayacaktır.Zaten blog yazarı gittiği yerleri yazmaya ve anlatmaya da utanır ama kendisine ilginç gelen,fazla dillendirilmemiş  şehirleri paylaşmaya da negatif değildir.

28 Ağustos 2013 Çarşamba

Stockholm Fashion Week Streetstyle












Beni biliyorsunuz kuzey ülkelerinin tasarımcılarını severim.Bu nedenden ötürüdür ki Stockholm Moda Haftasının kadrajıma girmesi normaldir.
Dün sona eren Stockholm'deki üç günlük maratonun sokak hallerini paylaşıyorum bu sefer.

H&M AW 2013 Trend Report



Kare şekilli geniş kollar,üniformalar,düz ayakkabılar,fiyonklar,diz boyu çizmeler,hacimler ,kalın ve sık örülmüş  kazaklar  H&M Kış koleksiyonun  en çarpıcı parçaları.
60 lar ve  öldüğünü düşünenleri yanıltan Punk yeni görünümlerle kış sezonunda yer almakta.
Pantolon üzeri giyilen elbiseler ve uzun elbiselerle birlikte kullanılan usun kazaklar H&M in yeni silueti. Her şey daha uzun gözükmek için de parolası..
Özetle anlattığım H&M AW 2013 trendlerini bir de markanın baş tasarımcısı Ann Sophie Johansson'dan dinleyelim.

Some Outfits From Last Week





Love


I love this lady from New York.She is an artist.




an unknown quantity

22 Ağustos 2013 Perşembe

Look Of The Day


Aslında dün giymiştim bunları.

Desa Fall 2013

 
Desa'nın yeni sezonunda el işçiliği yükselen bir değer.City Graphics,From Russia with love ve Urban Safari ana temalarıyla üç bölüme ayrılan koleksiyonda kalite ve el işçiliği ön plana çıkmış.

Takipçiye notum ise Minik leoparlı çanta.Hiç giyilmemiş 2 adet leopar desenli stilettolarımın kutuda sapasağlam durduğunu göz önüne alırsak,çantayla ilgilenmem normaldir.

21 Ağustos 2013 Çarşamba

A Fairy Tale


Bir varmış bir yokmuş,kendi halinde bir kız yaşarmış uzak ülkelerin birinde.Bu kız,öyle çok güzel değilmiş ama oldukça havalı bir gardolabı varmış.Çok büyük ve gösterişli bir evde yaşarmış.Giysileri kendinden daha meşhurmuş.Yakın ülkelerden bile sırf onun giysilerini görmeye gelirlermiş.Herkes hayranlıkla bakarmış o muhteşem dolabının içindekilerine.İmrenirmiş diğer kızlar.Gelgelelim bizim kahraman kızımız halinden öyle pek de memnun bir hali yokmuş.Sanki hayatında  bir şeyler eksikmiş. 




Onu seven bir ailesi varmış.Mutlu olması gerekirken ,hiç de mutlu hissetmiyormuş kendini.Sebebini biliyormuş aslında.Aşık olmak istiyormuş.Ama erkekler onunla değil parasıyla ilgileniyorlarmış genelde.Günlerden bir gün,dolabında en sevdiği krem şifon üzeri çiçeklerle bezeli bir elbise ile bahçede dolanırken,’onu’görmüş.Bir anda kalp atışlarında bir hızlanma olmuş.Genç delikanlı bahçede dolanıyormuş,nerede olduğunu bilmeden.’pardon demiş ,kıza’sizi rahatsız etmek istemezdim ama amcamı bekliyorum,babanızla konuşuyor.Kız gülmüş ve başıyla selam vermiş.


O günden sonra delikanlı hep bahçeye gelir olmuş.Kız da bahçede onu beklemeye.Gel zaman git zaman bu gizemli durum kızın ailesinin de dikkatini çekmiş.Önce istemişler delikanlıyı.Gerçi tanıyorlarmış ailesini ama..Sonra bakmışlar kız ile delikanlı mutlu gözüküyorlar ,vermişler gitmiş kızlarını…Kız ve delikanlı ömürlerinin sonuna dek mutlu ,mesut ve bol giysili yaşamışlar.
Gökten üç elma düşmüş, üçü de bu masalın anlatıcısı ve yazarı  olan bendenize.
Size de sadece bir hoş seda kalmış..


Keşke hayat hep masal gibi olsa değil mi?Sorunsuz,mutlu,sadece sonunda elmalar yenen bir dünya..Masalın bittiği yerde hayat başlar ,der Murathan Mungan.Oysa hayat masallardan daha acımasızdır.Gerçekler de inanılmaz.



Masalın gerçekle tek bağlantısı ise anlatılan hikayelerden çıkarabilecek sonuçlarıdır.Bir şeyler öğretir insanoğluna.Aşık olmayı,iyi davranmayı,kötülükten korkmayı…
Öte yandan  farklı bir dünyada yaşar masal kahramanları.Kiminde yüksek dağlar vardır,mağara evler,korkunç yaratıklar,kiminde yeşillikler içinde,ortasından nehir geçen bir köy.Kimisi dağlarda kurulan şatolarda oturur,kimisi çikolata evinde.
Gerçek dünya da ise trafik ışıkları,kafa şişiren kornalar, küçük pencereli evler hüküm sürer şehrin sokaklarında.




Gerçekle masalı birbirine bağlayan ortak payda ise masallardan ilham alınarak tasarlanan kıyafetlerdir.





Photo shots, Vivienne Mok Dew Magazine,Red by y Cristina Carro Caso,Alice Luker,Sarah Founting (all fashionising)

13 Ağustos 2013 Salı

Some İnspiration











Here we go some inspiration photos for summer. .Which  is your favorite?




Vanessa Jackman,a love is blind

5 Ağustos 2013 Pazartesi

Look Of The Day

 


I bought this  dress from Mango last year.I wore it at several times.It is my summer dress.
Wearing a sleevelees dress is a good way for  fighting the high temperature.
Do you like it?

4 Ağustos 2013 Pazar

Punk in Hair Fall 2013


Lisbeth Salender,ejderha dövmeli bir kız. Şekilsiz kesilmiş kısa saçlar ve  piercinglerin sıska bir vücutla birleştiği  roman karakteri olarak kafamın içinde yer bulan bir hatun.Ana akım kızlardan farklı, sürüye uymayan ilginç bir kişiliği var Lisbeth’in.Punk felsefesine yakın bir duruşa sahip. Sadece saç baş kıyafetler değildi onu punk yapan. Görünümü ,anarşist ruhunun yansıması  o kadar. ’Ben bir toplumsal atığım ‘mesajını dövmeleri ve piercingleri ile veriyor.
Başkaldırıyor.Herşeye.Yaşadığı sisteme,başına gelenlere,faşistlere,kapitalizme hatta komünizme. Tıpkı punk felsefesinin ana temasında olduğu gibi. Zincirler, çengelli iğneler,halkalar,yırtık jeanler,kazınan saçlar başkaldırının, anarşist ruhun dışavurumu değil mi ki zaten?


Giysiler genellikle fikirleri sözlerden daha iyi anlatabilir. Bir kitap, bir poster ya da broşür kadar yıkıcı bir silah olabilir: Otobüste yanınızda 'Anarchy in the UK'  tişörtü ile oturan biri sizi anıda rahatsız eder,’diyen Punk’ın Kralıçesı Vivienne Westwood, aslında durumu çok da  güzel özetliyor.


İsyan ,Punk'ı esas olayı.



 Punk,bir alt kültür olarak ilk ortaya çıktığında devrin çiçek çocuklarından bir farkı yok gibi görünseler de aslında olay  Punk'ın  çıkış noktası olan müzikte değil isyanda .1970 ler İngilteresi grevler, şiddet olayları, hortlayan  nasyonal sosyalizm ve neo-nazizim akımları ile boğuşurken, işçi sınıfına mensup 4 genç,müzikleri ve sistemi eleştiren sözleri ile olayı  başka bir boyuta taşıdı.Sex Pistols konserlerinde’ ben bir deccalim ‘diye bağıran kitlelerin,savaşma seviş diye bağıran hippilerden  farklılardı. Çünkü onlar marjinal değil anarşist idiler. Yirminci yüzyılda yaşanan birçok devrimin aldatında yatan anarşi ruhu ,bu sefer punk adını almıştı. Siyasi ideolojileri, var olan tüm sistemlerin kısırdöngü haline geldiği ,bütün sistemlerin bir şekilde totalizme dönüştüğüne inandıklarından anarşizm Punk insanına  daha yakın gelmiş , devletin veya hükümdarların olmamasını, önce bireysel özgülüğe  değer verilmesi gerektiğini savunmuşlardı.Kimsenin vergiler, kurallar ve kanunlarla insanları taciz etmesine ve emeğimizi sömürerek şatafatlı yaşamlarını sürdürmesine ihtiyacımız yok ,diyorlardı.


 Peki punk sisteme karşı çıkarken ,punk akımının içinde yer alanlar (müzik grupları ,modacılar, yazar, çizerler )bir şekilde,istemeden de olsa kapitalizmin çemberi içine girmedi mi?


Ya da daha kapitalist bir söylemle başarı parayı getirmedi mi?
Bu düşülmesi gereken bir konu.


Yalnız şu bir gerçek ki ‘Punk öldü ’dedikleri zaman bile aslında ölmemişti. En azından moda Punk’ın  ölmesine asla izin vermedi. Hatta daha güçlü ,daha gösterişli bir şekilde hayata geri döndürdü. Punk felsefesini içselleştiren ,bir şekilde Punk’a yakın hisseden ,ondan ilham modacılar  gerek kıyafetlerle gerekse de saçlarla Punk ‘ı yaşatmaya başladılar. Gerçi bunda zamanla Punk’ın apolitik bir tavır içine girmesinin de etkisi var. Çünkü anarşi yok olunca geriye imaj kaldı.

Moda haftaları gösterdi ki 2013 kışı ideolojik olmasa da görsel olarak Punk kültürü ile yoğunlaşacak.Fendi,Marc Jacobs, Haider Ackermann,Thakoon ,Balmain anarşiyi saçlarda estiriyor



Son olarak Punk ölmedi diyor ve sizi Sex Pistols ,Anarchy in The UK ile başbaşa bırakıyorum






LinkWithin

Related Posts with Thumbnails