12 Eylül 2018 Çarşamba

Love my body ile ekosenin yükselişi…


Her stile uygun moda anlayışını yeni sezonda da vurgulayan Love my body, İskoçya’dan Galler’e doğru yolculuğa çıkaran birçok farklı formdaki ekose desenli modelleriyle, zengin ve geleneksel bir tavır sergiliyor.





Rafine, zarif ve feminen çizgileriyle, kadınlara özgüven aşılayan Love my body; yeni sezona net, stil sahibi ve iddialı, ekose etkisindeki tek parça tasarımlarıyla damga vuruyor.
Koleksiyonda ön plana çıkan yağmurlu günlerin kurtarıcısı vinil trençkot, ofis şıklığını yansıtan blazer, sezonun en moda parçalarından pelerin, düz kesim dizaltı kaban, gömlek elbise, piliseli etek ve gömlek modelleri ekoseyle bütünleşerek şehir şıklığını yansıtıyor.

İMA MEZUNLARI, NEW GEN DEFİLESİ İLE SEKTÖRE İLK ADIMINI ATTI

 

İstanbul Moda Akademisi
Moda Tasarımı mezunlarının koleksiyonları
Mercedes Benz Fashion Week Istanbul’da podyuma çıktı



Türkiye’nin en yetkin moda okullarından İstanbul Moda Akademisi’nin “Moda Tasarımı Programı” mezunlarını, moda dünyasına kazandırmak misyonuyla Mercedes Benz Fashion Week Istanbul kapsamında düzenlediği New Gen defilesi Zorlu PSM’de yapıldı.





2017-2018 “Moda Tasarımı Programı” mezunları arasından jüri değerlendirmesi sonucu seçilen 12 genç tasarımcının 60 tasarımı sektörün ve moda severlerin beğenisine sunuldu.
Bahar Yavuz -Schizophrenia, Begüm Kıran - Holy Dham, Berk Gümüşterazili - After Party, Candan Tulga - Tieessix, Gökçe Kömürcü - Beauty To the Bone, Mertcan Öztekin - Kite x 54, Muhammed İloğlu - Dead Flowers, Nazlıcan Karahan - Hactivism, Nikta Afshar - Ocean Queen, Sümeyye Başbuğu - Irritate, Şebnur Günay - Umut, Şule Gül - To Look To See temalarıyla hazırladıkları koleksiyonlarından 5’er tasarımı sergilendi.
10. yılını sektöre kazandırdığı 10 binin üzerinde mezunuyla kutlayan bugünün ve geleceğin moda profesyonellerinin buluşma noktası İMA, Moda Tasarımı eğitimini tamamlamış genç yetenekleri her sezon moda haftasında destekliyor ve hayallerine bir adım daha yaklaşmalarına olanak sağlıyor.

Bir kot bir tişört ,Dünyanın En Mütavazi Giysisi

Jean pantolon ve  tişört dünyanın gelmiş geçmiş en mütevazı giysisi..1935 yılında Vogue Bayan Levis’i vahşi batı şıklığı olarak tanıttığından beri de bu unvan bu ikilinin elinde. Gerçi o zaman kareli gömlekle yakıştırmıştı jean pantolonu Vogue editörleri ama penye kumaştan yapılan klasik bir  tişört ile birlikteliklerini keşfetmeleri de gecikmedi. Bir nevi evlilik olarak nitelendirebileceğimiz bu ilişki first ladylerden, Hollywood starlarına kadar oldukça geniş bir kesime hitap ettı halen de etmekte….Kimler kimler yok ki jean ve klasik tişört ile poz veren. Jacqueline Kennedy Onassis,Lady Di,Lauren Hutton,Kate Moss,‘Madonna ,Julia Roberts ve daha niceleri…

Halk dili ile bir kot bir tişört dediğimiz bu stil ünlü ve nüfuslu isimlerle halkı birbirine yakınlaştırmıyor mu?


Ünlü yazar Umberto Eco’nun bile dikkatini çeken ve üzerinde düşündüren, sonunda da kot pantolonun özgür düşünceyi yok ettiği kanısına ulaştıran bu ünlü birliktelik şarkılara da konu oldu. David Bowie blue jean ı kıza benzetti,Rana del Ray  James Dean’nın ölümsüz bir kot, bir tişört görünümüne aşık oldu.

Geçmişten günümüze bu ikonik ayrılmaz stil her dönemin önemli simge isimleri tarafından da destek buldu. Marilyn Monroe bu ikiliyi çizgili tişörtlerle  kıvrık paçayla giyerken ,Elizabeth Taylor ve Brigitte Bardot beyaz tişört ve  paçaları kıvırmadan giymeyi tercih etmişti. Zira Jacqueline Kennedy de paçayı düz bırakanlardandı.70’lerin stil ikonu olarak anılan Jane Birkin ,İspanyol paça kot pantolonlarla unutulmaz görünümlere imza attı. Bugün hala Birkin ‘nin bir kot bir tişörtle oluşturduğu stillerden ilham alınıyor.



Gene 70’lerde fırtına gibi esen ,aralarında Joan Jett’ın de olduğu kadınlardan oluşan punk grubu The Runaways ,hem sahnede hem de özel hayatlarında giydikleri İspanyol paçalı jean pantolonlar ve baskılı tişörtler adeta grubun simgesi idi. Bir başka kot pantolon ve tişört denilince akla gelen isimlerden biri de punk kraliçesi Debbie Harry. Moda dünyasının ilham kaynaklarından olan bu ünlü ikonun en sert görünümleri ise bir kot ve bir tişörtle olanlar. Tabi modanın ilham kaynakları hiç bitmez. Filmler her zaman modanın zengin ilham kaynaklarındandır. Modern bir kovboy filmi olan Thelma ve Louise’de kahramanlarımızın  yol boyu giydikleri kolsuz tişört ve açık renk kot pantolonlarının zamansız çizgisini bu kez  kovboy botlar şahlandırmıştı.


















Kate Moss bir kot bir tişörtle sokakta en fazla fotoğraflanan isimlerden biri idi.
Toplumun bütün sosyal sınıfları tarafından kabul edilen bu ikilinin unutulmaz görünümlerine  Madonna da katılıyor ve yırtık kot pantolonun üzerine giydiği beyaz tişört, deri ceket  ile James Dean’in kült stilini kendine göre yorumluyordu.
Bu zamansız stilin insanlığın gelmiş geçmiş en temel ve rahat giysisi olduğuna herkes hem fikir değil mi?

































































































































































Sorum şu ne kadar gerçeksiniz?


Kahramanımız Mae ,sanal alemde şeffaflığı seçerek ,herşeyini paylaşmaktan mutludur. Hatta üzerine taktığı bir kamera ile hayatının her anını paylaşarak kendisini şeffaflaştırır. Bütün yazışmaları, yaptığı işler, söylediği her söz ve eylemleri herkese erişebilir haldedir. Özeli ve özel hayatı yoktur. Ona göre insan, sahip olduğu bütün bilgiyi ve hayatında yaşadığı tüm deneyimleri herkese açmalı, kısacası şeffaf olmalıdır. Bilgiyi saklamak suçtur, en kişisel olanları bile…

 Sosyal medyanın özellikle de sosyal medya şirketlerinin bakış açısı yukarıda anlattığım Çember filmindeki gibi. Filmde yaşananlar (dünyayı Google gibi şirketlerin yönetmesi ,vs…) şu an için ütopik gelebilir ama gelecekte olmayacak şey değil. Nitekim Facebook Birleşik Devletlerin Başkanlık seçimine etki ettiğini itiraf etti.Snowden internette ziyaret ettiğimiz her web sitesinin, izlediğimiz her videonun, yaptığımız her aramanın, her konuşmanın kayıt altına alındığını söylemiş, ve başı derde girmişti hatırlayacağınız. Açıkçası Büyük Birader bizi izliyor.



Bu gerçeği bile bile hepimiz hayatımızdan anları, düşüncelerimizi, hatta en özellerimizi bile kendi isteğimizle başkaları ile paylaşmaya devam ediyoruz. Üstelik daha fazla özellerimizi paylaşmak için teşvik edilen aplikasyonlara da hayır demiyoruz.

Sosyal medya hayatımızı geri dönülemez bir biçimde değiştirdi. Gitmediğimiz, görmediğimiz yerleri takıp ettiğimiz insanların kareleriyle görebiliyoruz. Spor yaparken kendimizi görüntülemek aklımıza gelmezken artık nasıl spor yaptığımız bilinsin istiyoruz. Keza yeme alışkanlıklarımız da öyle. Soğuk istiridye yediğimizi herkese göstermek oldukça havalı bir şey. Bununla beraber İnstoş’da en çok like alan bir ayakkabı ile poz vermek için ölüp bitiyoruz, bir kere giyileceğini bile bile.

Sadece bu mu?

Değil tabi.

Kendimizi de güzelleştiriyoruz. Olan göbeğimizi yok ediyor, yüzümüzdeki kusurları düzeltiyoruz. Gerçek düşüncelerimizi değil de duyulması istenilen kelimeleri yazıyoruz.

Görünürde çok mükemmeliz..

Çok güzeliz.

Oysa…

Gerçekten ne kadar gerçeğiz?



Bütün kusurlarımız ,aptallıklarımız ,yanlışlıklarımızla sosyal medyada olmalı mı tartışmasını bir tarafta bırakalım toplumsal olayların bir uzantısı olan modanın şeffaflık anlayışını irdeleyelim.

Çantaların şeffaflaştığı ,kumaşların inceldiği, ayakkabıların saydamlaştığı bir dönemdeyiz.Chanel ‘de içi görünen botlar ,Helmut Lang ‘de şeffaf çantalar görüyoruz. Burberry ‘nin yağmurlukları,Sımone Roche’nın emprime tülleri hep transparan..Alexandr Mc Queen,Dolce Gabanna  ile başlayan bu serüven yıllar içerisinde özümsendi ,normal karşılanmaya başladı. Şeffaflık bu süreç içinde kumaşların da ötesine geçerek bir trendden çok modaevlerinin benimsediği bir stratejiye dönüştü. Gucci,YSL ve Balenciaga’yı bünyesinde barındıran Kering grubu sürdürülebilirliğin lüx modaevlerinin kodu olması gerektiğini savunmaya başladı. Çünkü dünyayı güzelleştirmede sorumlulukları olduklarının söylediler.Prada kendi şeffaflık politikasını halkla paylaşıyor ,LVMH grubu ise sürdürülebilirlik açısından  gelişmek istemenin altını çiziyor.

Moda endüstrisinin kuruluş kodu gizlilik ve elitizm yıkılıyor. Şeffaflık moda sektörünün yeni kodu oluyor. Artık endüstride doğru olan değil, yapılması gereken bir doğru var.

Ne diyordu Mae, insanlar şeffaf olmalı, sır saklamak yalan söylemektir.










28 Ağustos 2018 Salı

Modanın trendsetterları ; İskandinavlar


Pernille Teisbaek,Jeanette Madsen,Emili Sindlev,Darja Barannik, Hanna Stefansson ,Tine Andrea,Celine Aargaard ve diğerleri….Sosyal medya ve  dergilerin stil sayfaları İskandinav kızlardan geçilmiyor. İsveç,Norveç ve Danimarkalı editör,stilist,ve satın almacı bu kızlar modayı kuzeyden estiriyorlar. Yaratıcı ve zevkli stilleri ile moda başkentleri, Tiflis gibi alternatif moda haftalarında boy gösteriyorlar. En büyük özellikleri ise lokal markaları yücelten görünümleri. Hem kurallara bağlı kalıyorlar hem de kuralları zorluyor gibi bir hava var stillerinde. Anahtar kelimeleri ise konfor. Bununla beraber asla dayatmacı değiller ,yalın parçaları göz alıcı hale getirmek ise tam kuzeyli kızlara özgü bir davranış.



İskandinav tarzı son birkaç yılda çok değişti’ diyor kuzeyli kızların başrol oyuncusu Pernille Teisbaek bir röportajında. İskandinav stilin minimal bir vizyondan çok renkli ve baskılı bir stile geçiş yaptığını ifade ediyor. ‘Gelinen nokta basit bir gardırobun içinde kolayca entegre olan parçalar ve bunların kolaylıkla birleşiminden oluşan rahat bir stil’ diyerek de özetliyor Pernille  sırlarını. Uzun ömürlü parçalara yatırım yapın diye de öğüt veriyor.

Pernille , Cecille Bahnsen imzalı oversize beyaz  gömlek elbise ve Row marka bantlı sandaletlerle moda sayfalarında görüldüğünde onu stil ikonu haline getiren şeyin ulaşılmaz parçalar değil, arzu nesnesi haline gelen seçkileri olduğunu anlıyoruz. Pernille ,İskandinav tarzının popüler olmasını bir çok kadının onların bu rahat görünümleri ile bir bağ kurması olarak açıklıyor .
Ona göre giyinmek iyi yaptıkları bir şey özellikle süslü püslü abiye giyinmeye göre.
’Maskülen parçaları feminen parçalarla kombinlemeyi seviyoruz. Aynı zamanda spor parçaları da sık sık giysilere ekliyoruz. Spor ayakkabılar gibi. Bunları uzun bir elbisenin altına giymekten kaçınmayız. Âmâ esas önemlisi çabalamıyor, giyinmek için uğraşmıyoruz. Bu da sanırım ilham verici ve dinamik bir etki yaratıyor’ diyor Pernille.
Bu da neden İskandinavlar sorusunun tatmin edici cevabı oluyor.














Gelelim İskandinavların bir başka stil ikonu Jeanette Friis Madsen’e.

Kopenhag Moda Haftasında giydiği omuzları açık yılan baskılı elbise için ’Bu elbisenin baskısını seviyorum, çok klasik ama bir o kadar da cesur’ demesi ve yüksek belli ,geniş paçalı pantolonun üzerine giymesi de tipik bir kuzeyli yorumu. Sosyal medya da hatırı sayılı takipçisi olan Jeanette İnstagram’ın sokak stilinin oyun kurucusu olduğunu düşünüyor; özellikle de sokağın stil ikonları için. Kuzeyli kızların artık daha cesur olduğunu belirtirken ,’stillerle oynuyoruz, soğuk ve kasvetli şehirlere rağmen daha havalı ve kişisel görünümler elde ediyoruz ‘diye de İskandinav tarzını yorumluyor.

Kendisinin  stil sırrını ise dörde ayırıyor ;rahat,klasik,basic ve havalı. Buna bir de dişi bir parça eklenince tipik bir kuzeyli oluyor. 


15 Ağustos 2018 Çarşamba

Sorel'den Konforlu Tasarımlar



Yeni sezonun rahat şıklığı Sorel'den geliyor. 
Şehrin koşturması içinde şıklığından ödün vermeden konforu arayanların kurtarıcısı olan SOREL  geniş ürün yelpazesi ile ister hafta sonu etkinliklerinde ister ofiste göz alıcı şıklık ve konforun keyfini yaşatacak.. 
1962 yılında Kanada’da kurulan marka, fonksiyonelliği ve üstün işçiliği moda ile birleştiriyor.



SOREL ürünlerine Columbia mağazalarından ulaşabilirsiniz.

12 Ağustos 2018 Pazar

Copenhagen FW Streetstyle




























Editörün notu:Flip flop terliklere dikkat.Geliyorlar.. 

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails